KOZMETİK ÜRETİMİNDE OTV PROBLEMİ VE DESTEKSİZLİK

 

Kozmetik Sanayi ihracatta 7. sırayı alıyor. Krem, renkli, parfüm ve kişisel temizlik ürünleri ana üretim dalları. Renkli kozmetik üretiminde sadece İstanbul da, en üst sıralarda 22 firma var. Bu firmaların da en az 3 markası var. Bu 3 marka ihracat yapılan ülkelerle, distribütörlük sistemi ile çalışıldığı için, aynı ülkeye satış yapabilmek amacı ile farklı markalara sahip olmak zorunda olunduğu için yapılmaktadır. 2008 rakamları ile kozmetik sektöründe ihracat rakamı 820 milyon dolardır. Bu rakamın ise % 12,17 sini renkli kozmetik oluşturuyor. Bu da yaklaşık olarak 97milyon dolara karşılık geliyor. Renkli kozmetik üreticilerinin en çok rekabette sıkıntı çektiği konu üretimden satışa % 22 OTV uygulamasıdır. Bu da fabrikaların çok cüzi fiyatlarla satışa sunduğu ürünlerde karlılığını azaltmaktadır. Bazı ürünler ise, Avrupa'dan bulk olarak gelir. Bunlar paketlenmemiş ürün olmasına rağmen bitmiş ürün kabul edilerek Gümrükte %22 daha ödetilir, ambalajlamadan sonrada % 22 fatura bedeli üzerinden kayba sebep olur. Çifte OTV ile yerli üreticiler kar edemez hale gelir. Yabancı ithal ürünler ise yurt içine, vergiden muaf olarak gelmektedir. Bu da yerli kozmetik üreticisinin piyasada rekabetini tamamen zorlamaktadır. Kozmetik üreticilerinin Euro ile Avrupa’dan yarı mamul alıp Doğu, Orta Doğu ve Rusya'ya yaptığı ihracatları Dolar üzerinden yapması ve Dolar'ın Euro karşısında değer kaybı kozmetik üreticilerini ciddi olarak finansal sıkıntıya sokmuştur. Bugüne dek Tüm Doğu, Orta Doğu ve Rusya daki pazara hâkim olan Türk Kozmetik Üreticileri yavaş yavaş Polonya'ya karşı pazarı kaybetmektedir. KOSGEB ve Kobilere destek ve hibelerden bahsedilirken tüm bu yardımların karşılığında işletmenin ihracat gücü değil gayrimenkul olarak teminat istenmesi ise işletmelerin hiç bir destekten yararlanamamasına sebep olmaktadır. Çünkü tüm işletmeler, geçen kriz ortamında işletmelerini yaşatabilmek için tüm imkânlarını zaten kullanmışlardır.

 Özellikle bahsi geçen pazarlar dışında talepler geldiğinde, Türkiye'de diğer pazarlardan gelen taleplerin firmalarını araştıramadıkları içinde bu ülkelerde kayıp yaşamamak adına tekliflere sıcak bakamamaktadır. Bu firmalar, canla başla firma başına ortalama 300 kişiye istihdam sağlarken şu anda 10-15 kişilik gruplarla üretime devam edebilmek zorunda kalmaktadır.

 Yurt dışı piyasalardan halen talep gelmesine rağmen finansal olarak yatırım yapamayacak olan firmalar, bu tekliflere olumlu cevap verememektedirler. Bu firmaların yerine bazı çevreler birçok yabancı markaların ithalatını yaparak yurt içindeki pazara

hâkim olmaktadır. Bu üretici firmalara destek acilen şarttır. En azından OTV nin birçok alanda kaldırıldığı gibi yerli üreticilerin üzerinden de bu yük kaldırılmalıdır. AR-GE ve işletme olarak firmalara destek arttırılmalıdır. Sektör, ihracatta ciddi yer almakta fakat Kriz döneminde de işletme gideri Dolar Euro kurları yüzünden ciddi anlamda artmıştır.

 Yabancı markalara karşı yerli üreticinindi markalaşması ve bu süreçte ihracat rakamlarını arttırması bu şartla mevcuttur. Halen talep vardır ve yerli üretici yavaş yavaş yurtdışına gitme planları yapmaktadır. İşçilik gideri nerede ise Avrupa ile aynı rakamlara ulaşmıştır. Bugün bir işçinin maliyeti 1200 doları bulmuştur. Tüm dünyada en çok rağbet gören gıda dan sonraki ilk sanayi kozmetik, yurt içinde sadece kişisel çabalarla devam etmektedir. Türkiye'de ki pazarı gayet iyi bilen firmalar Türkiye'ye yatırımı düşünüp yerli üreticinin önünde ciddi bir rekabet şartı yaratarak yok olmasına sebep olmaktadır. Bu arada da 2005 Kozmetik Kanununun Avrupa uyum yasaları çerçevesinde Sağlık Bakanlığı'nın üretici ve üretim sahası izinlerinin kaldırılması ile kontrolsüzlük hat safhadadır. Tüm mesuliyetin üreticide olması ve yeterli kadro olmadığı için pazar kontrollerinin yapılamaması Çin'den gelen ucuz ve kalitesiz ürünlerle merdiven altı denilen izinsiz üretimlerin çoğalmasına sebep olmuştur. Hâlbuki yerli üreticilerde aynen Avrupa’da ki rakipleri gibi aynı hammadde tedarikçilerinden hammadde tedarik etmekte sadece reklam giderlerine para yatırmadıkları için fiyatları çok uygun kalmaktadır. Bu yapılan ithalatların Sanayi Odasında ki kapasite raporlarının incelenmesi ile de kontrolü mümkündür. Yine Bugün birçok kozmetik hammadde tedarikçisi Türkiye'de, özellikle İstanbul'da kendi depolarını açmakta ya da distribütörleri ile bu bölgeye yatırım yapmaktadır. Hatta piyasaya hâkim bazı firmaları da satın almıştır.

 Bundan dolayıdır ki yöneticilerin bu sanayiyi desteklemesi artık elzem olmuştur. Bu sanayi deki kalifiye elemanlar ise yavaş yavaş diğer sektörlere kaymak zorunda kalmaktadır. İnsan yetiştirmenin ne denli zor olduğu bir gerçektir. Uzmanlaşmış kişileri kendi uzmanlık alanından uzaklaştırmak ülke içinde kayıptır. Öncelikle OTV nin en acil şekilde kaldırılması gerekmektedir. Bankalar nazarında kriz döneminde kredibiliteleri zarar görmüş firmalara proje bazında yatırım destekleri verilmelidir. Kapasite raporlarında üretimi ciddi azalmış firmaların tespit edilip, araştırılması yapılmalı, yine eski kapasitelerine ulaşmaları sağlanmalıdır. Can çekişen üreticinin yeni müşteriler için faaliyetleri çok fazla sınırlanmıştır. Reklam ve marka yatırımları sağlanmalı ve ayrıca Dünya'da kozmetik ithalatçılarına, Devlet yardımı ve Ticari Ateşliklerle ulaşılmalı ve üretici ile bir araya gelmeleri sağlanmalıdır.




Eylül 2010